Da Vinci, Leonardo

15. yüzyılın başından sonra, yani Massacio'dan Botticelli'ye kadar, İtalya ünlü ressamların beşiği oldu. Ama aralarından biri, ilahi güzelliği, korkunç zekası, olağanüstü çalışma azmiyle hepsini gölgede bıraktı. O hep yeni şeyler öğrenmek, estetik kurallarına kendi görüşüne göre istikamet vermek, başka dünyaların sırrını çözmek, içinde bulunduğu alemin bilinmeyen taraflarını bulup çıkarmakla geçen hayatı sonunda, amacına tam manasıyla erişemeden, fani dünyaya veda etti. Bu büyük deha, Leonardo da Vinci idi.

Leonardo, Ser Piero da Vinci ile Caterina isimli bir köy dilberinin gayrimeşru çocukları olarak 15 Nisan 1452 yılında Toskana Eyaleti'nde, Vinci kasabasına bağlı Anchiano Köyü'nde doğdu. Aslında Floransalı bir kişizadenin oğlu olan babası, kendi halinde bir noterdi. Ser Piero'nun işi, Floransa'da idi. Leonardo, böylece çocukluk ve gençlik yıllarını baba evinde geçirdi.

Daha çocuk denecek yaşta bir daldan öbürüne konuyor, türlü şeylere merak sarıyordu. Ama bu merakı çabuk geçiyor, bir konu üzerinde düşünürken, onu yüzüstü bırakarak bir başkasına geçiyordu.

Daha ilk talebelik çağlarında, zamanın en ünlü matematikçisi sayılan, hocası Beneddetto dell'Abaco ile korkunç bir tartışmaya girişmiş, adamın fikirlerini tamamen çürütmüştü. Bu olay, ona, ileride hazırlayacağı " Divina Proportione - İlahi Üslup" isimli eserin temel taşı olmuştur. Matematik ve geometri ilmini öylesine benimsemişti ki, resim dünyasında hediye ettiği şaheserini, hep bu erişilmez geometri temeli üzerine oturtmuştur.

Bu arada müziğe de heves etti. Çeşitli sazları çalmasını öğrendi. Pırıl pırıl sesiyle, en içli şarkıları okuyor, hatta biribirinden güzel besteler yapıyordu. Sonradan aynı ses, Milano'da Sforza'ların sarayını adeta büyüleyecektir.

Leonardo, bu arada resim de yapıyordu. Hatta kendine en çok yakıştırdığı meslek buydu. Babası Ser Piero, günlerden bir gün oğluna sezdirmeden, birkaç resmini alarak, dostu Verrocchip'nun atölyesine gitti. Donatello'nun öğrencisi ve zamanın en ünlü resim hocası Andrea del Verrocchio, bu karalamalardan öylesine büyülendi ki, oğlunu kendisine yollaması için Piero'ya adeta yalvardı. Leonardo, o sıralarda 15 yaşındaydı.

Leonardo, ünlü hocasının yanına çırak olarak girdiği zaman, Verrocchio, İsa'nın Vaftizi isimli büyük eseri yapmakla meşguldü. Leonardo'ya verilen ilk iş, bu dev tablonun sol üst köşesine bir melek çizmesiydi. Çocuk, merdivene tırmandı ve akşama kadar uğraşarak, meleği çizdi, boyadı ve aşağı indi. Koyu, kasvetli renklerin hakim olduğu, muazzam tablo, bu minicik meleğin ışıl ışıl renkleri yanında, sanki eriyiverdi. Andrea del Verrocchio, Leonardo'yu bağrına basarak alnından öptü, olağanüstü kabiliyeti karşısında hürmetle eğildi. Bu duruma göre usta ile çırak sanki yer değiştiriyordu. Leonardo, artık hakiki mesleğini kendiliğinden bulmuş oluyordu.

Ustasının yanında, dört yıl kaldı. Sabahtan akşama dek durmadan, dinlenmeden resim yapıyor, güneş battıktan sonra da evine dönerek, kendisini kitaplara veriyor, gün ışıyıncaya kadar, geometri ile, fizik ile ve felsefe ile uğraşıyordu. Tabii ilimlere karşı da büyük eğilimi vardı. İki şeye tapardı: Tabiat ve hürriyet. Nitekim günün birinde sevgili ustası Verrocchio'ya ve üyesi bulunduğu Floransa Ressamlar Topluluğu'na veda ederek bağımsızlığını ilan etti.

Floransa sokaklarında dolaşırken kuşçulardan kafese konmuş muhabbet kuşlarını satın alır ve hayvanları hemen oracıkta havaya salarak, hürriyetlerine kavuştururdu.

Bu seneler içinde yaptığı en önemli ressimler arasında, " tebessüm eden" birkaç kadın portresi ile Aziz Hieronymus'un bitmemiş bir resmi sayılabilir. Yine aynı yıllarda Floransa'daki bir manastırın kilisesi için hazırladığı dini bir kompozisyonu, Milano Dükü Ludovico'nun daveti üzerine yarıda bırakmak zorunda kaldı.

1494 yılında, Milano Dükü Giovan Galeazzo ölmüş, yerini Ludovico Sforza almıştı. Leonardo da Vinci'nin şöhreti Sforza'nın kulağına kadar gitmişti. Şimdi, kendisi Saray hizmetine çağırılıyordu.

Düke yazdığı cevap, Leonardo'nun ne çok taraflı bir insan olduğunu gösteren en belli başlı vesikadır. On maddeyiiçeren bu yazının dokuz maddesinde, fizikçi olarak teknik alanlarda başarabileceği işleri saydıktan sonra, ancak onuncu maddede, ressam, heykeltıraş ve mimar olarak ta faydalı olabileceğini yazıyordu. Bu yazıda müzikten hiç bahsetmemişti.

Oysaki, Leonardo, Milano Sarayı'na, bahis konusu olmayan bir işle, çalgıcı olarak girdi. Evet, çalgıcı olarak...

Ud'u andıran, kendisinin yaptığı bir çalgı ile Saray'a geldiği gün, büyük bir tören yapıldı. Önce eski Yunan ilahlarını andıran güzelliği ile hazır bulunanları hayran bıraktı. Baştan başa gümüşten yapılmış sazı ile çalmaya başladığı zaman da hepsini büyüledi. Bu sazdan çıkan sesler, o güne kadar alışılmış olan müzikten çok daha başka, çok daha güzeldi. Leonardo, böylece müzik alanında da yenilik yapıyordu. Hele zamanın en ünlü saz şairlerini gölgede bırakacak kadar olgun bir tarzda okuduğu şiirleri, bu nefis melodilerle süsleyince, bir anda, başta Dük Sforza olmak üzere, bütün Milano Sarayı'nın kalbini fethetti. Burada, artık her konuda, dilediği gibi çalışabilecekti.

Yeni hamisinin isteği üzerine yaptığı ilk eser, İsa'nın doğuşunu temsil eden bir kilise resmi oldu. Ludovici bu resmi, derhal İmparator'a yolladı.

Bu yıllardan kalma diğer resimler arasında Madonna, Kayalar Bakiresi, Son Taam, Cecilia Gallerani ile Bir Çalgıcı portresi vardır. Milano'daki Santa Maria della Gracia Kilisesi için hazırlamakla görevlendirildiği Son Taam tablosundaki bütün Aziz başlarını teker teker bitirdikten sonra, sıra İsa'ya gelince, elleri titredi, Mesih'e layık olunan nuran ifadeyi veremeyeceği kaygısı ile, resmi bitiremeyerek yarıda bıraktı. Endişesini sezen anlayışlı Dük, fazla üstelemedi, resmi olduğu gibi bırakmasını söyleyerek başka bir iş verdi. Leonardo, böylece Ludovico ile oğlu Maximilian'ın birlikte portrelerini yaptı. Ama, Leonardo, Milano'ya, aslında I. Sforza Dükü Francesco'nun bir heykelini yapmak için çağırılmıştı. Bu, Ludovico'nun babasını at üstünde gösteren 4 adam boyunda muazzam bir heykel olacaktı.

Bu atlı heykelin hakiki hikayesi bugüne kadar kesin olarak aydınlanamamıştır. Bilinen tek şey, Leonardo'nun üzerinde uzun müddet çalıştığı halde bitiremediğidir. Acaba, hep yeni, işlenmemiş konular arayan, bir harikadan öbürüne geçmeyi adet edinmiş olan sanatçıyı, böyle renksiz, zoraki bir çalışma ilgilendirmemiş miydi? Bazı iddialara göre, heykelin bitirelememesine sebep, dökümü için lazım olan tunç madeninin bulunamamış olmasıdır. Hakikaten de o sıralarda harbe hazırlanan Milano, var gücü ile tophanelere tunç yetiştirmek zorundaydı.

Nitekim, çok geçmeden, Ludvico'yu tahtından indirmek gayesiyle Fransa Kralı Louis kumandasındaki bir ordunun yaklaşmakta olduğu haberi yayıldı. Dev heykelin çamurdan yapılmış kalıbı da bu esnada bitmek üzereydi. Fransızlar, Milano'ya girer girmez, ilk iş olarak bu heykeli paramparça ettiler. Leonardo, saklayabildiği küçücük, balmumu bir modeli, sonradan Atların Anatomisi isimli eserine örnek olarak işledi. Heykelin hikayesi de böylece bitti.

Leonardo'nun anatomi alanında araştırmaları Marcantonio della Torre ile tanışmasıyla başlar. Bu, zamanın en ünlü anatomi hocası idi. Birlikte, "İnsan Anatomisi"ni hazırladılar. Leonardo da Vinci'nin bu kitap için kırmızı tebeşirle çizdiği eskizler, tıp tarihinin ilk ve en güzel anatomi resimleridir. Kadın, erkek, insan iskeletini, sinir dokularını ve adeleleri en mükemmel şekilde gösteren bu karalamaların altına, Leonardo, sağdan, sola olmak üzere acayip yazılar yazmıştı. Sol eliyle kaleme aldığı bu yazıları okumak için bir ayna kullanmak gerekir. Dahi ressamın sol eline de tam anlamıyla hakim olduğu bir gerçektir. Sağ eli yorulduğu zaman, fırçayı sol eline alarak, aynı mükemmellikte çalışırdı.

Marcantonio della Torre, 30 yaşında ölünce, Leonardo, tanınmış matematikçi Luca Pacioli ile tanıştı; birlikte " İlahi Tenasüp " isimli eseri hazırladılar. Leonardo'nun bu kitap için çizdiği ideal insan vücutları, onun geometri ve " altın bölüm" konusundaki derin bilgisinin en belirli örnekleridir.

Fransız işgali altında bulunan Milano'da Leonardo, Giacomo Salai adında, on yaşında bir çocukla tanıştı. Bu, altın sarsı, lüle lüle saçlı, çok şirin bir çocuktu. Ama, son derece kötü huyluydu. Buna rağmen, yanına çırak olarak aldı ve kısa zamanda bu haşarı çocuğu öylesine benimsedi ki, 20 yıl yanından ayırmadı. Bu zaman içinde, sadık dostuna, sanatın bütün inceliklerini öğretti. Salai, sonradan ünlü bir ressam oldu. Leonardo'nun çamurdan çekip çıkardığı bir yankesici, böylece cemiyette itibar gören bir insan oluyordu. Bu da, büyük ressamın beşeri tarafı için güzel bir örnektir.

Milano'da, geçirdiği seneler boyunca Leonardo da Vinci, mimarlıkla da uğraştı. Ama, projelerinden hiçbiri tatbik edilemedi. Bunlar arasında Milano Katedrali'nin dörtlü kubbesi için bir maket, zamanın tanınmış bir siyaset adamına bir saray projesi, Pavia Katedrali'nin yeni baştan inşası için bilirkişi raporu da vardır. Ayrıca, optik ve mekanik hakkında da öğretici kitaplar yazdı; askeri tesislerin, bilhassa kalelerin inşası için fikirler verdi ve tabi, resim ve heykel sanatı hakkında da risaleler kaleme aldı.

1499'da çırağı Salai ile birlikte Milano'yu terketti. Ölümüne kadar sürecek olan seyahat yılları işte bu tarihte başlar.

Önce, Kontes Isabelle d'Este'nin portresini yapmak için Mantua'ya uğradı, oradan Venedik'e geçerek, şehrin muhtemel bir Türk hücumuna karşı savunma planlarını hazırladı. Nihayet bir yıl sonra, 24 Nisan 1500'de, çocukluğunun şehri Floransa'ya döndü.

O sıralarda, ressam Filippino, rahipler için Meryem'i İsa ile birlikte gösteren büyük bir kompozisyon hazırlamakla meşguldü. Leonardo aynı konuya ilgi gösterinde, Filippino derhal geri çekilerek, meydanı kendisine bıraktı. Rahipler, Leonardo'yu şahane bir eve yerleştirdiler. Kuş sütündnen başka her dilediğini verdiler. Gece gündüz çalıştı ve St. Anne, Meryem ve İsa isimli şaheser böylece doğmuş oldu. Dahi ressam, dini resimlere ilk defa beşeri bir unsur katıyordu. Meryem'in yüzündeki analara has müşfik ve saf ifade, yedisinden yetmişine kadar bütün Floransalıları hayran bıraktı. Sanatçının en güzel eserlerinden biri olan Genevra Benci'nin portresi de bu devrin ürünüdür.

Leonardo artık kalıbına sığamıyor, durmadan yeni konular arıyor, başka iklimlerin hasretini çekiyordu.

Aynı yıl, Cesare Borgia'dan emrinde çalışması için bir teklif aldı. Derhal kabul etti. Teknik uzman olarak, ünlü İmparatorun hizmetinde on ay zarfında, Romanya, Umbria ve Toskana eyaletlerinde dolaşarak, şehir plânları ve haritalar çizdi. Bu müddet içinde yaptığı çalışmalarla kartografi ilminin temelini attı. Yine bu sıralarda, Floransa şehri için bir plan hazırladı.

Bu plana göre, Arno nehrinin istikametini değiştirmek suretiyle, Floransa'nın öteden beri harb halinde bulunduğu Pisa'nın ana ikmal yolunu kesecekti. Sultan II. Beyazid'in isteği üzerine hazırladığı "Boğaziçi Köprüsü" projesi de bu devre rastlar. Ama bu tasavvurların hiçbiri de tatbik edilemedi.

Leonardo, 1502 yılında yeniden Floransa'ya geldiği zaman sanat dünyasının en büyük şaheserlerinden birini vereceğini kendi dahi bilmiyordu. Mona Lisa...

Floransa'ya henüz ayak basmıştı ki, Francesco del Giocondo adında bir kişi, kendisini ziyaret ederek karısı Mona Lisa'nın portresini yapmasını rica etti. Leonardo, bu portre ile tam dört yıl uğraştı. Sonunda en büyük eserini verdi, hatta medeniyet tarihinin en büyük şaheserlerinden birini.

Mona Lisa veya La Gioconda'nın yüzündeki ifade, ancak Albrecht Dürer'in eserlerine kattığı melankoli ile kıyaslanabilir. Yunan tanrıçalarına has güzellikte, Orta Çağ'ın mistik havası, bu resimde sanki kucak kucağadır. Diğer taraftan insan eli o ana kadar, tabiatı bu derece sadık olarak sanata sokamamıştır. Saçlar, göz kapakları, tenin rengi, yukarıya doğru kıvrılan ağız, hâsılı her şeyi ile bu resim, tabiatın en mükemmel bir kopyasıdır. Portrenin gerisinde görülen bir sualtı alemindeki acayip kayalıkları andıran ve resme hakim olan yeşil, donuk renklerde, ustası Verocchio'nun bariz tesirleri görülür. Leonardo, üslup itibarıyla ünlü hocasından çok farklı olduğu halde, bunca zaman şuur altında kalan etki ise, bir gün bu en büyük eserinde kendini göstermiştir. Leonardo, portresine hedef tuttuğu "esrarengiz tebessümü" layıkıyla tesbit edebilmek için, genç ve güzel kadının daima neşeli olmasını arzu etmiş, bu maksatla da çalışma esnasında atölyesine çalgıcılar, oyuncular davet etmişti.

Esrarengiz, hatta müstehzi tebessümü ile Mona Lisa, bugün Louvre Müzesi'nin en büyük şaheseri olarak milyonları Paris'e çekiyor.

Leonardo, Mona Lisa ile meşgul bulunduğu senelerde Floransa'da Palazzo della Signoria'nın muazzam salonu Senato toplantıları için yeni baştan onarılmıştı. Floransa Yüksek Yargıcı'nın nezaretinde Giuliano da San Gallo, Cronaca, Mihelangelo ve Bacio d'Angolo'dan teşekkül eden bir heyet, burasını en şahane şekilde restore etmişti. Yüksek Yargıç Piero Soderini'nin isteği üzerine Leonardo'ya burasının süslenmesi işi verildi. Floransa, bu büyük evladını bu suretle ebedileştirmek istiyordu.

Da Vinci, bu teklifi derhal kabul etti ve toplantı salonunu, 1440 yılında Floransalıların Pizalılara karşı kazandıkları Anghiari Savaşı'nı temsil eden muazzam bir resimle süslemeye başladı.

Bir sancak uğruna birbirlerine girmiş atlı bir muharip topluluğunu gösteren bu resim, renk, ritm ve sanat anatomisi bakımından hakiki bir şaheserdir. Bilhassa atları, bu derece hareketli ve canlı olarak o güne kadar hiçbir sanatçı resme sokamamıştır. Pazı kuvveti ile olağanüstü bir zerafet bu resimde en mükemmel şekilde birleşmiştir. Leonardo'nun, panoda rahat çalışabilmesi için, otomatik bir iskele yaptığı söylenir. Yanlardan basılınca iskele yükselir; çekildiği zaman da alçalırdı. Öte yandan resmi yaparken, fırça iyi yürümediğinden dolayı boyayı fazla sulandırarak bolca duvara sürdüğü için, resim olduğu gibi aktı ve mahvoldu. Bunun üzerine aynı konuyu yeni baştan işlemek zorunda kaldı. Ama bu da, çoğu eseri gibi yarıda kaldı.

Leonardo, izzeti nefsine son derece düşkündü. Signoria sarayındaki mesaisine karşılık kendisine bağlanan aylığı almak için bir gün bankaya gittiği zaman, kasa memuru, önüne tomar edilmiş paralar attı. Bunun üzerine dahi sanatçı: "Ben sadaka mukabili çalışacak insanlardan değilim." diye gürledi ve paraları adama geri verdi. Derhal bu işten istifa etti.

Floransa'da bulunduğu bu senelerde yaptığı resimlerin çoğu kaybolmuştur. Bugün, mevcut olanlar arasında, sadece Ayakta Duran Leda resminin eskizi vardır. Leonardo da Vinci'ye henüz yetişme çağında olan Raphael, adeta tapar, Michelangelo ise, kıskandığı halde, hayranlığını gizleyemezdi.

Bu devirde, büyük dahiyi, yine başka konular üzerinde çalışır görüyoruz. Anatomiyi bu defe teşrih masası üzerinde inceledi. Morga giderek, neşterle cesetleri kesip biçti. Netice olarak ta, ölümle birlikte insan vücudunu kaplayan donuk maviliği keşfetti. Diğer taraftan daha Milano'da iken başladığı insanın uçabilmesi problemini burada tekrar ele aldı. Aylarca kuşların uçuşu ile uğraştı. Hava ve su cereyanlarını da tetkik etti, bununla ilgili olarak ta hidroloji konusunda değerli bir kitap yazdı. Arzusu, bütün tabiat olaylarını umumi bir kozmoloji eseri içinde toplamaktı ama bunu başaramadı.

1506'da tekrar Milano'ya döndü. Burada şehrin Fransız valisi Charles d'Amboise'ın hizmetinde 1513 yılına kadar kaldı. Bu arada valiye muhteşem bir sarayla, Santa Maria alla Fontana Kilisesi için projeler hazırladı. Bundan başka Milano'yu Como Gölü'ne bağlayacak Adda Kanalı için de teknik bir rapor hazırladı. Fosillerin teşekkülü hakkında değerli ipuçları buldu ve botanikle uğraştı.

Seneler akıp gidiyordu. Nihayet bitmez tükenmez çalışma azmi ile altmış yaşına geldi. Kardinal Giuliano da Medici 1513 yılında kendisini Roma'ya davet etti. Papalık makamına o sıralarda X. Leo seçilmişti. Yeni Papa, Medici'nin amcası idi. Leonardo, ılık bir eylül günü, Roma'ya hareket etti.

Yolda giderken bile boş durmadı. Türlü şeylerle uğraştı. Mesela, balmumundan bir hamur hazırladı, bunun içini boş bir balon gibi şişirdi, hayvan şekilleri verdi ve uçurdu. Kırlarda tuttuğu bir kertenkeleye başka bir kertenkelenin derisini geçirdi ve civaya buladı. Acayip gözler ve boynuzlar taktı. Gece konakladığı handa, köylüler, civanın tesiriyle zıp zıp zıplayan bu acayip mahluku görünce, şeytan görmüş gibi kaçıştılar. Bir köy salhanesinden bir keçi bağırsağı satın aldı. Bunu iyice temizledikten ve kuruttuktan sonra kendi keşfettiği bir usulle, koskoca bağırsağı, avucunun içine sığacak kadar ufalttı. Diğer taraftan bir nalbanttan aldığı körükle aynı bağırsakları öylesine şişirdi ki, tek bir bağırsak patlamadan bütün odayı kapladı. Hazır bulunanlardan hepsinin gözleri, bu müthiş olay karşısında faltaşı gibi açıldı.

Roma'ya vardıktan sonra da tecrübelerine devam etti. Adeselerle, aynalarla uğraştı. Optik sahada incelemeler yaptı. Diğer taraftan boya kimyası ile de uğraştı. Bilhassa asırlar boyunca dayanabilecek resim boyaları imal etti. Bu arada kendi resimlerini muhafaza etmek için sırrını kimseye açıklamadığı bir vernik meydana getirdi.

Bir rivayete göre, kendisini, portresini yapmakla görevlendirdiği zaman, Leonardo'nun işe başlamadan önce, resim bittikten sonra muhafazası için üstüne sürülecek verniği hazırlaması gerektiğini söylemesi üzerine, nükteleriyle nam salmış Papa X. Leo şöyle der:

- Bu adamın her işi yarıda bıraktığına şaşmamak lazım. Çünkü eline daha fırçayı almadan, resmin bittikten sonra nasıl parlatılabileceğini düşünüyor. Yani işe başından değil sonundan başlıyor.

Kardinal Giuliano de Medici, Leonardo'yu Roma'ya, kudretli kardeşinin hizmetinde çalıştırmak gayesiyle çağırmıştı. Leonardo, Roma'ya geleli hayli zaman olduğu halde, kimseden ses seda çıkmıyor ve yeni eserler verebileceği günü beyhude yere bekliyordu. Bu arada boş durmamak için mimari projelerle ve mekanikle uğraştı. " Resim Sanatının Anahtarları" isimli bir de kitap yazdı.

Bu sıralarda, Floransa'da, baş rakibi Michelangelo'da boş durmuyor, bir an önce Roma'ya giderek, Papa'nın hizmetie girmek teşebbüsünde bulunuyordu.

Bir sabah, hamisi ve dostu Giuliano de Medici, yanına gelerek, yarışmayı Michelangelo'nun kazandığını üzülerek bildirdi. Papa, ona San Lorenzo'nun cephesini süslemek görevini vermişti. Böylece Leonardo, hayatının sonbaharında büyük bir yarışı kaybediyordu. Hele, Fransızlara karşı gizli bir eğilim duyduğu Roma sosyetesinde kulaktan kulağa dolaşınca, inatçı Papa'nın gözünden büsbütün düştü. Ama X. Leo'dan daha inatçı ve hayatı boyunca daima başının dikine gitmiş, akıntıya karşı kürek çekmiş biri varsa, o da Leonardo da Vinci idi.

Kendisine düşman gözlerle bakan bir çevre içinde ömür tüketmekten artık usanmıştı. 1516 yılında, Giuliano ölünce Roma'dan ayrıldı. Aynı anda Michelangelo, Roma'ya gitmek üzere Floransa'yı terkediyordu. Dönüşü olmayan bir yolculuk, işte burada başlıyordu.

Yeni edindiği "La Gioconda" portresini kolleksiyonunun en nadide eseri olarak sarayının baş köşesine asmış olan Fransa Kralı I. François, bu eserin tamamını çok merak ediyor ve kendisiyle mutlaka tanışmak istiyordu. Leonardo, daveti derhal kabul etti.

Leonardo da Vinci'nin hatıra defterinden 1517 yılında, Fransa'da bulunduğunu öğreniyoruz.

Kral I. François, kendisine, Touraine bölgesinde, Amboise şehrinin varoşlarında, bağlarla, yemyeşil çayırlarla ve gözün alabildiğine uzanan ormanlarla kaplı bir vadide bulunan Cloux Şatosunu tahsis etti. Burası saray erkanının av bölgesiydi. Bilhassa tilki avı mevsiminde pırıl pırıl elbiseler giymiş prens ve prenseslerin sislerle kaplı çayırlıkta at koşturmalarını seyretmek, ihtiyar Leonardo için hakiki bir sadetti.

Cloux şatosuna gelir gelmez, kendisine, "Premier peintre, architecte et mecanicien du Roi" (Kralın Başressamı, Mimarı ve Teknik Uzmanı) unvanı verildi.

Kral François, Leonardo'dan "St. Anne, Meryem ve İsa" konusunu tekrar ele almasını istedi. Ama onu bambaşka bir mevzu ilgilendiriyordu. Colux Şatosu'ndaki çalışma odasında, dış alemden elini eteğini çekerek gece gündüz üzerinde uğraştığı resim Kıyamet Günü'nü canlandıran dehşet verici bir tablo idi. Dahi ressamın insanlığı bıraktığı bu son eser, tabiat sırlarını çözmeye hasredilmiş yılların tecrübesi ile en olgun bir sanat anlayışının birleşimi idi. Bunda, dünyanın yapıcı ve yıkıcı unsurları en mükemmel şekilde dile getirilmişti.

Bir gün, Leonardo, üzerinde büyük bir zevkle çalıştığı tabloyu bitirmek üzere iken, fırça elinden düştü. Sağ eline felç inmişti. Artık resim yapamayacaktı. Kaskatı kesilmiş sağ eli, onun çalışma azmini gene de kırmıyor, henüz sağlam olan sol eliyle kitap sahifelerini karıştırarak, ilmi incelemelerini bir araya toplamaya çalışıyordu. Öte yandan, Romorantin'de Ana Kraliçe için yapılması düşünülen büyük saray ve park tesislerinin projesini yine de sol eliyle çizdi. Ömrü, bu sarayın bittiğini görmeye yetmedi. François, sonradan Chambord'da yaptırdığı muhteşem sarayın inşasında, bu projelerden çok faydalandı.

Leonardo, nihayet tamamen yatağa düştü. Ölümün, kapının eşiğine geldiğini artık iyiden iyiye biliyordu. Yine de boş durmadı. Bu defa, teselliyi İncil'de buldu. Mukaddes Kitabın derinliklerinde yatan sırları çözmeye çalıştı. Kral, kendisini muntazaman yoklar, hatrını sorardı.

Bir sabah, Kral François yine geldi. Leonardo, bitkin haline rağmen, Hükümdarın önünde sereserpe yatmanın nezaketsizlik olacağını düşünerek son bir gayretle doğrulmaya çalıştı. François başını tuttu ve kırlaşmış saçlarını muhabbetle okşadı. Leonardo, donuk gözlerle Krala bakarak şöyle mırıldandı. "Haşmetli Kralımın kollarında can vermek, benim için en büyük şereftir."

1519 yılının haziran ayında Amboise'deki St. Florentin Kilisesi'ne gömüldü. Bu kilise, sonradan Fransız İhtilali sırasında tamamen tahrip edildi.

Leonardo, resimde klasik üslubu zirveye ulaştıran ilk sanatçıdır. Geriye, resim alanında mahdut sayıda eser bırakmış olmakla birlikte, bugün dünya müzelerini süsleyen bu resimlerden her biri ayrı birer şaheser ve başlı başına bir deha örneğidir. Leonardo, öte yandan, tabiat alimi ve filozof olarak Orta Çağ'ı, Yeni Zamana bağlayan sağlam bir köprü oldu. İlim dünyasına tecrübi yollardan girmeye uğraşan dahi, en çapraşık nazariyeleri dehşet verici çizgilerle elle tutulur, gözle görülür hale soktu. Hasılı Leonardo da Vinci, değil yalnız 15. Yüzyıl'ın, nice yüzyılların kolay kolay yetiştiremeyeceği ilahi bir kudrettir.
hayalperest.co logo